18 Temmuz 2014 Cuma

Organik

Köyden döneli bir hafta oldu ama oralarla ilgili yazacaklarım hala bitmedi..
Yani bu konuyu yazmasam olmazdı, önemliydi çünkü..
Sadece benim için önemli değil, bugünlerde hepimiz için önemli..

Son zamanlarda haberleri pek izlediğim söylenemez..çünkü olan biteni gerçekten sinirlerim kaldırmıyor..
Televizyonla da çok işim yok..sadece film kanallarında güzel bir film varsa onu izlemeyi tercih ediyorum, arada da WTC (World Travel Channel) İz TV ya da TV5 izliyorum...bir de son zamanlarda  denk geldikçe sağlık ve yemek programlarına göz atar oldum. 

Bu yemek ve sağlık programlarında en çok konuşulan konulardan biri de kanser türleri, obezite ve yediklerimizin etkisi...bir organik beslenmedir, almış başını gidiyor..

Yediklerimizin kanserle gerçekten ilgisi var mı -hayatında hiç sigara içmemiş bir adam da akciğer ya da gırtlak kanseri olabildiğinden, bu konuda kafam biraz karışık) bilmiyorum ama obeziteyle oldukça yakından ilişkili olduğu kesin..

Geçen hafta köydeki en keyifli şeylerden biri de, bahçede ekili biber, taze soğan, bakla, marul gibi besinleri toplayıp tüketmekti.
Benim için ilginç olan kısım ise, bir şehir çocuğu olarak her zaman tüketip te yapraklarını hiç tanımadığım bitkileri yakından incelemek oldu:)

Köydeki evin bahçesinin bir kısmında marul, domates, biber, vs..ekili..
Bakın bu bir fındık ağacı.. (yani buradaki "bakın"ı benim gibi bilmeyenler için söylüyorum:)))
Ah bu soğan bitkisinin bu kadar zarif ve güzel olabileceği hiç aklıma gelmezdi..
Dalından topladığımız biberler..bizim bahçeninkiler pek acıydı ama yine de yemekten kendimizi alamadık..
Bezelye..
Baklaların güzelliğine bakar mısınız..yemeği nasıl da lezzetli oldu..
Mini maydanoz tarlası:)
Hayatım İzmir ve Antalya gibi sebze/meyve yönünden zengin olmakla kalmayıp, bir de en tazesini, yeşilini bulabildiğim şehirlerde geçtiği için, bugüne dek beslenmeyi çok ta dert etmedim...yukarıda paylaştığım sebzelerin kalite olarak neredeyse aynısını İzmir ya da Antalya'da bulmak çok kolay..ama diğer şehirlerde durum nasıl, bilmiyorum..
Sizler sebze/meyve alışverişini nasıl yapıyorsunuz? 
Semt pazarlarından mı, marketlerden mi, yoksa organik pazarlardan mı..

Sevgiler

3 yorum:

  1. Merhaba. Ben sadece beslenmemizin değil, sigaranın, kozmetiklerin, temizlik malzemelerimizin, ilaçların ve daha bir sürü şeyin kanser ve türevi hastalıkları oluşturduğunu düşünüyorum. Yani "x adam sigara içmiyordu, ama kanser oldu. demek ki sigara kanser yapmıyor" gibi bir mantık çıkarımı yapmıyorum. Çünkü sadece buna bağlanmıyor kanserin veya diğer hastalıkların ucu. Şu an şekerden zehir diye bahsediliyor mesela. Genetik faktörleri de eklersek, tabi ki tüm sigara içenler kanser olmuyor, tüm şeker hastalarının bacağı kesilecek diye bir şey söylenmiyor. Sadece yatkınlığı, olma olasılığını artırıyor gözüyle bakıyorum. Ki siz de şahit olmuşsunuz, beden sağlığını geçtim, şu doğal şeylerle haşır neşir olmak ruh sağlığımızı korumuyor mu, iyi hissettirmiyor mu? Ben Trabzon'da yaşıyorum, meyve sebze derdim hat safhada. Köylüler çok pahalı satıyor, marketlerdeki pazarlardaki çoğu sebze kendisinden uzaklaştırıyor. En sonunda balkonumda "yerlitohum" sitesinden aldığım tohumlarla bir iki çalışmaya başladım. Bakalım ilerde domateslerim falan da olur belki :)
    Hoşçakalın.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Nur Ser selam,
      Abim de İzmir'de terasta yavaştan organik üretime başladı:)) o da tohum bulmuş, patlıcan, salatalık, biber ilk mahsüllerinden:)
      İbrahim Saraçoğlu'nun bir röportajını okudum, yerli yani "geleneksel" tohumla yapılan tarım daha çok Ege ve Akdeniz bölgesinde ne yazık ki..gönül ister ki, her yere yayılsın, her yer eskisi gibi geleneksel tohumla tarım yapsın ama o zaman başkalarına nasıl para kazandıracağız? Yabancı ülkelerden kısır tohum almak gerekiyor:((
      Burada pazar günleri organik pazar kuruluyormuş, uğrayabilirsem izlenimlerimi sizlerle de paylaşacağım.
      Trabzon'da bu kadar problem olabileceğini hiç düşünmemiştim, işin zor, sana kolay gelsin..
      Sevgiler, mutlu haftasonları.

      Sil
    2. İşin ilginç tarafı devlet o kısır tohumları her sene alsın diye çiftçiye destek parası verirken; yerli tohum kullanan ve tohumunu seneye de çıkartan çiftçiye fatura gösteremediği için vermiyormuş. Bu şekilde mi bizim tarımımız gelişecek? Ya da gelişecek de iyi yönde mi gelişecek? Hibrit tohumlara mahkum olmamızı isteyen bir politika izlenmesi sinir bozucu. Trabzon'da yetişen sebze-meyve karakteristik, toprak-hava şartları hep aynı şeyler için uygun. Salatalık-domates yetişmiyor mesela, kişisel çabalar olmaksızın. Pazarcılar da uğraşmıyor, uğraşırsa da çok istiyor butik üretim olduğundan.
      Yazınızı bekleyeceğim.

      Sil

Ben kimim?

Ben kimim?
Bu kız İzmir/Paris/Antalya hattını, sıcakkanlı insanları, Amelie Poulain tarzı iyimserliği, seyahati, daha çok seyahati, Fransızca'yı, şansonları, edebiyatı, country mutfakları, antika eşyaları, dekorasyonda beyazla diğer her rengi karıştırmayı, midye, boyoz ve tüm deniz mahsullerini, modayı, dost ortamına hazırlanan keyifli sofraları, estetiği, naneli dondurma başta olmak üzere naneli olan her ürünü, İtalya'yı, bleu/blanc çılgınlığını, toile de jouy'nin büyüsünü, sanatı, yazı, naneli americano tadını, yarenle içilen sakızlı Türk Kahvesi'ni, yeşil çayı sever.

Instagram

Facebook

Iletişim

smyrnetalyaa@gmail.com

Follow by Email